Panik Atak

Panik Atak

Bilimsel veriler gösteriyor ki bizim beynimiz mutluluk için tasarlanmamıştır. Bizim beynimiz bizi hayatta tutmak için tasarlanmıştır. Ölüm bizim temel korkularımızdan biridir. Biz hiçbir zaman ölmek istemeyiz, sonsuza kadar yaşamak isteriz.

Bizi hayatta tutan iki tane savunma mekanizması vardır. Bunlardan birincisi tehdit ve savunma mekanizmasıdır. Şayet herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya kalırsak bizi hayatta tutma mekanizması olan savunma sistemimiz aktive olur ve bizi hayatta tutmak için üç şey yapar;

  • savaşacak kadar gücünüz varsa savaşırsınız
  • kaçacak kadar zamanınız varsa kaçarsınız
  • savaşacak kadar gücünüz, kaçacak kadar zamanınız yoksa donup kalırsınız.

İlk çağlardan itibaren insan zihni bilgiyi diğer nesillere aktararak hayatta kalmanın yollarını bulmaya çalışmıştır. İlk çağlarda insanlar ormanda vahşi hayvanlarla savaşırken, vahşi hayvanlardan kaçarken ya da vahşi hayvan gördüğünde donup ölmüş numarası yaparken bu bilgi nesilden nesile bize aktarılmıştır. Günümüz şartlarında dışarıdan bize yönelecek herhangi bir tehdit olmamasına rağmen beynimizin çalışma sistemi aynı şekilde devam etmektedir. Bunu günümüz şartlarına uyarladığımızda örneğin üzerinize doğru hızla bir arabanın geldiğini gördüğünüzde arabaya karşı koyacak gücümüz olmadığı için zamanımız varsa kaçmayı seçeriz.

Panik Atak Nedir;

Panik atak dışarıdan baktığımızda ölme, daha derin baktığımızda ise öldürülme korkusudur. Kişi panik atak geçirirken öleceğinden korkar. Bu korku ölüm korkusu değil öldürülme korkusudur. Kişi zihinsel olarak bulunduğu ortamda duygusal olarak öldürülme tehdidine maruz kalıyorsa beynimiz hayatta kalabilmek için vücudumuzda pek çok değişiklik yapar. Aslında Panik atak; fiziksel bir saldırı olmaksızın kişinin kendisini fiziksel bir saldırıya hazırlamasıdır. Bizim beynimiz fiziksel saldırıya karşı gösterdiği belirtileri duygusal saldırılara karşı da gösterme eğilimindedir.

Panik atak belirtileri;

Panik atak esnasında vücudumuz savaşmaya veya kaçmaya programlandığı için vücudumuzda birtakım belirtiler meydana gelir. Sempatik sinir sistemimiz devreye girer, vücudumuz adrenalin ve kortizol hormonları salgılamaya başlar. Adrenalin tehlike anında salgılanan bir hormondur. Adrenalin salgılandığı zaman aşağıdaki belirtiler ortaya çıkar;

  • kalp atışlarımız hızlanır
  • solunumumuz hızlanır
  • damarlarımız kasılır
  • muhakeme yetimizi kaybederiz
  • öleceğimizden korkarız
  • kalp kanı beyne ve kaslara gönderir
  • tansiyonumuz çıkar
  • çarpıntı olur

 

Bunlar olurken hızlı nefes alıp vermeye başlarız. Hızlı nefes alıp verdikçe de hava açlığımız artar. Oksijen ihtiyacımız artar. Uzun süre hızlı nefes alıp veren kişide de yine fiziksel bir sonuç olan vücuttaki kalsiyumun azalmasından kaynaklanan ellerimizde kasılmalar olur. Bütün fiziksel belirtiler olup biterken kişiyi en çok korkutan kısım çoğunlukla bu olur. Ellerin kasılmasıyla beraber felç oluyorum ya da ölüyorum korkusu daha da artar.

Panik atak esnasında bunların yaşanması çok normaldir. Fiziksel olarak yaşanan her şey gerçekken, gerçek bir ölüm tehlikesi yoktur.

Buradaki önemli olan nokta şudur. Bu mekanizma sadece fiziksel bir saldırıyla karşı karşıya kaldığımızda devreye girmez. Tehdit ve savunma mekanizmamız duygusal bir saldırıyla karşı karşıya kaldığımızda da devreye girer. Panik atak krizi yaşayanlarınki duygusal bir saldırıdan kaynaklanan bir korkudur.

Panik Atak Krizi Bittiğinde Yaşananlar;

Panik atak esnasında aktive olan sempatik sinir sistemimiz vücudumuzda pek çok değişikliğin olmasına sebep olur. Vücutta öncelikli olarak adrenalin salgılanır. Kişi bu adrenalini harcamıyorsa ki çoğu zaman panik atak kişi otururken ya da hareketsiz dururken olur o zaman o adrenalin harcanmadığı için o enerji kişinin içinde yoğun bir enerji silkülasyonuna sebep olur. Kişi panik atak esnasında hızlı hareket ediyorsa koşuyorsa örneğin adrenalin kişinin içinde kalmaz. Adrenalinin enerji olarak harcanmaması, yani kişi panik atak esnasında hareketsiz durduğunda kişide panik atak sonrasında halsizlik, yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, tansiyonun düşmesiyle beraber yere uzanma ihtiyacı olur.

Panik Atak Sırasında Yapılması Gerekenler;

  • Zihni başka yöne kaydırma; Örneğin parmağa odaklanıp, parmağın üzerindeki çizgilere bakmak. Zihnin aynı anda iki şeye odaklanamıyor.
  • Nefese odaklanmak; Nefes alıp vermeye odaklanmak kriz anında yapılabilecek bir diğer davranıştır.
  • Eft; Kişinin yaşadığı duyguyu içinden sürekli tekrarlaması panik atak anında yapılabilecek bir diğer davranıştır. Yani öldürülmekten korkuyorum, öldürülmekten korkuyorum… gibi

Panik Atak Sebepleri;

Preödipal Sebepler

Panik Atağın çocukluk yaşantılarıyla bağlantısı vardır. Panik atakta iki tane temel sebep vardır. Birincisi ailede panik olan bir ebeveyn veya bakıcı vardır. Ailede panik olan bu kişiyle çocuk özdeşim kurar. Yani bu kişiyi taklit eder. Panik atak geçiren kişiler çoğunlukla normal hayatlarında çok hızlı hareket eden kişilerdir. Hızlı yürürler, hızlı yemek yerler, hızlı sevişirler. Kişi bunu çocukluğunda bir ebeveyninden ya da bakıcılarından birinden(anne,baba, hala, babane,teyze vs) görmüş olabilir.

Ödipal Sebepler

Bir diğer sebep ise Ödipal sebeplerdir. Yani kişi çocukluğunda ödipal dönem dediğimiz ortalama 3-6 yaşlar arasında kalan dönemde annesiyle ya da babasıyla aşk yaşar. Çocuğun karşı cinsi keşfetmesiyle beraber ebeveyninin beğenisi almak için uğraşır. Örneğin erkek çocuğu bu dönemde büyüdüğü zaman annesiyle evlenme hayalleri kurar. Bu bu dönem için geçici ve normal bir şeydir. Çocuk bu hayalleri kurarken ona rakip olan hemcinsinden de korkar yani babasından. Annesiyle evlenirse babası ona kızar diye düşünür. Babanın kızması tehlikelidir yani baba kızarsa çocuğu öldürebilir. Panik atak hastalığı olan kişiler çocukluklarında yaşadıkları bu korkuyu yetişkin hayatlarına taşırlar. Dışarda bir kadın beğendiklerinde babanın onu cezalandırmasından ya da öldürmesinden korkarlar.

İnsan Kendi Kendini Yatıştırabilen Bir Varlıktır

Bizi hayatta tutan ikinci mekanizma ise yatıştırma ve bakım bakım verme mekanizmamızdır. İnsan hayatta kalabilmek için bakıma ihtiyacının süresi en uzun olan memelidir. Bebek dünyaya geldiğinde ona bakım verilmezse bebek kendi kendine bakım veremez. Yapılan araştırmalar fiziksel bakımın dışında dokunulmayan bebeklerin hayata tutunamadığını ve öldüğünü göstermiştir. Yani insan doğduğu andan itibaren hem fiziksel hem de duygusal bakıma muhtaçtır. Bebek ağladığında bebeğin ihtiyacını ebeveyni karşılar. Örneğin bebek aç olduğu için ağlıyorsa ve canı yanıyorsa anne ona meme verir ve bebek sakinleşir. Süreçte bebek biraz daha büyüdüğünde vücuduna herhangi bir zarar geldiğinde örneğin parmağı yandığında anne bebeğin parmağını öper, bebeği okşar ve acısını dindirmeye çalışır. Çocuklar düştüklerinde annelerinin yanına koşup annenin çocuğun acısını dindirmesini beklerler. Bir süre sonra çocuk kendi kendini yatıştırmayı öğrenir. Annenin çocuğa yaptığı bakımı çocuk kendi kendine vermeye başlar. Düştüğünde kendi dizine kendisi dokunur ve kendi yarasının acısını kendisi hafifletmeye başlar.

Panik Atak Tedavisi;

Panik atak hastalarının çoğunun en büyük korkusu tekrar panik atak geçireceğim korkusudur. Psikoterapi tekniği ile panik atağın tedavisi mümkündür. Terapide panik atağın öncelikli olarak sebebi bulunur ve danışana fark ettirilir. Farkındalıkla beraber danışan süreçte duygularını anlamlandırmayı ve kontrol altına almayı öğrenir. Bizim zihnimiz karışıklıktan endişe duyar, duygularını anlamak ve kendi kendine yorumlamayı öğrenmek danışanın dışarıdaki hayatında daha konforlu ve daha az kaygılı yapar.

 

 

 

 

 

 

Obsesif Kompulsif Bozukluk ( Takıntı Hastalığı)

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (TAKINTI HASTALIĞI)

Obsesyon takıntı, kompulsiyon ise takıntıyı rahatlatan davranıştır. Obsesif kompülsİf bozuklukta kişi yaptığı davranışın saçma olduğunu bildiği halde yapmaya devam eder. Kişi devamlı aynı davranışı tekrarlar.Örneğin kişi kendisini pis hisseder ellerini yıkamak ister. Obsesyon zihinde sürekli tekrarlayan düşüncelerdir,bu düşünceler ellerin kirlendi,ellerin pis, ellerini yıka diyen katı, sert, emredici düşüncelerdir. Kompulsiyon ise bu düşüncenin getirdiği duyguyu rahatlatmak için kişinin yaptığı davranışlardır. Obsesyon zihnimizin kullandığı savunma mekanizmalarından biridir, yani ruhsal olarak stresliyken, huzursuzken, çaresizken ortaya çıkar. Bu sebepten obsesyonun başlangıç zamanı çok önemlidir. Kişinin hayatındaki bir değişiklik, bir ayrılık, bir ölüm obsesif düşüncelerin başlamasına ya da artmasına sebep olabilir.

Obsesif kompulsif bozuklkta kişinin ilk aşamada bu sorunlarla kendi kendine başa çıkabileceğine dair bir inancı olur. Kendi kendine başa çıkma yöntemleri kompulsiyonlardır, zihnine gelen takıntılı düşünceleri rahatlatmak için ellerini yıkar, evi temizler, ocağı kontrol eder, kapının kiliti olup olmamasını kontrol eder, sayı sayar, dışarda yemek yemez, eve misafir almaz, banyoda saatlerce kalır, sürekli namaz kılar, eve geldiğinde bütün kıyafetlerini çıkartıp yıkar.Yapılan davranışalar kişide kısa bir süre rahatlama sağlar. Zamanla rahatlamak için yapılan davranışların süresi uzamaya başlar. Süreçte bu davranışlar kişide yorgunluk, bezginlik oluşturur, etrafındaki kişiler git gite uzaklaşmaya başlar, sosyal ilişkileri bozulur, eşi ile arası bozulur, bir süre sonra bu davranışlarıyla başa çıkamyacığını hissedip profesyonel bir destek alma yoluna gider.

DÜZEN TAKINTISI

Düzen takıntısı olan kişiler; ruhsal karışıklıklarını eşyalar üzerinden gidermeye çalışır. Simetri hastalığı olarak da bilinen düzen takıntısı kişinin iç dünyasında yaşadığı karışıklığa düzensizliğe tahammül edemeyip eşyaları düzelterek kendi kendisini rahatlatma çabasıdır. Bu kişiler kıyafetteki uyumsuzluğa, odadaki perdenin eğri durmasına, çalışma masasının üzerindeki asimetriye tahammül edemez. Eşyaların düzenli, simetrik ve uyumlu olmasını ister. Etrafındaki her şeyi kategorize etmeye çalışır.Örneğin kıyafetleri reklerine uygun yıkamak için 10 farklı kategoriye ayırabilir, çalışma odasındaki kitapları boyutlarına göre, yazarlarına göre, renklerine göre düzenleyebilir. Bunun bir takıntı olmasının nedeni kişinin herhangi bir düzensizliğe tahammülünün yok denecek kadar az olmasından kaynaklanır. Örneğin; Saatin asimetrik durmasına dayanamaz, hemen onu düzeltmek ister.

TEMİZLİK TAKINTISI

Temizlik takıntısı kültürel olarak en sık karşılaştığımız takıntıların başında gelir. Çoğunlukla kadınlarda görülür, erkeklerde görülme sıklığı azdır.  Bu kişiler toz, mikrop, idrar ve kirle aşırı meşguldür. Temizlik takıntısı olan kişilerin en çok meşgul olduğu, kirli olarak düşündüğü şeylerin başında el gelir, onun dışında kumanda, kapı kolları, otobüste tutunacak yerler, banyo ve tuvalet bu kişilerin en çok kirli gördüğü yerlerdir. Temizlik takıntısı olan kişiler başlangıçta evde yaptıkları bir kaç saatlik temizlikle rahatlayabiliyorken bir süre sonra saatlerce temizlik yapsa da rahatlayamamaya başlar. Temizliğin ayrıntıları sürekli artar. Başlangıçta el yıkamaya günde bir saatini harcarken süreçte bu iki üç katına çıkar. Elleri yara içinde kalıncaya kadar ellerini yıkar yine de ellerinin kirli olduğunu düşünür. Bu kişiler dışarda bir şeyler yiyip içmekten kaçınabilir, aldığı sebze ve meyveyi mikropları ölsün diye çok uzun süre yıkayabilir, eve girereken bütün kıyafetlerini çıkartıp yıkayabilir, eve gelen misafirin ardından onun kullandığı bütün eşyaları yıkayabilir. Temzilik takıntsı olan kişiler ruhsal olarak kirli hisseder, ruhsal olarak hissettiği kirli olma, pis olma duygusundan kurtulmak için yaptıkları davranışlar kişiyi kısa bir süre rahatlatır. Bir süre sonra kendilerini tekrar tekrar aynı davranışı yaparken bulurlar. Bu kişilerin hayatları çok yorucudur. Yaptıkları davranışaların saçma olduğunun farkında olsalar da kendilerini o davranışı yapmaktan bir türlü alıkoyamazlar.

CİNSEL TAKINTILAR

Cinsel takıntısı olan kişiler cinsellikle ilgili her türlü konudan rahatsız olur. Cinsel organlarını vajinasını ya da penisi pis olarak düşünür. Cinsel organlarının temizliği ile aşırı derecede meşgul olabilir, örneğin vajinasının suyla temizlenmediği düşünüp vajina temzileyiciler kullanabilir, penisini defalarcakere yıkayabilir. Özellikle cinsel ilişkiden sonra penisinin veya vajinasının temizliğine saatler harcayabilir, cinsel ilişkiden sonra bekleyemez vajinasının veya penisinin kirlendiğini düşünür hemen banyo yapmak ister.

DİNİ TAKINTILAR

Dini takıntıları olan kişiler terapiye en hızlı başvuran kişilerdir. Dini takıntılar kişide çok yüksek duygulanım yaratır. İnançla ilgili duygular amigdalanın ateşlenmesini çok artırır dolayısyla inançla ilgili duygular kişide kendini öldürme düşüncelerine bile yol açar. Bu kişilerde görülen takıntılı düşünceler namaz kılarken küfretme isteği, camide küfretme isteği, kuran okurken küfretme isteği şeklinde olur. Kişinin çocukluk yaşantısına göre çok daha fazla çeşitlenebilir. Bu kişiler bu takıntılarından kurtulmak için ibadet yapamaz hale gelir. Ya da ibadet yaparken sürekli namazının bozulduğunu düşünüp tekrar namaza başlar, tekrar aynı duygu gelir. Saatlerce namazı bitiremez. Camide bu duygular gelmesin diye camiye gitmek istemez. Bu kişiler spritüel konularla ilgilenebilir, cinlerin ona zarar vereceğini düşünebilir, cinlerin ona tecavüz ettiğini düşünebilir. Bu kişilerin çocukluklarında çoğunlukla cinlerle ilgilenen biri vardır, hala olabilir, dede olabilir, anne olabilir. Çocuk zihni gerçekle hayali karıştırmaya meyillidir. Özellikle 0-6 yaş arasında çocuk zihninden geçen şeyleri gerçek zanneder, bu dönemde çocuğa bakım veren kişilerden biri cinlerle çok meşgulse çocuğun zihni bunu gerçek zanneder.

HASTALIK TAKINTISI

Son zamanlarda terapiye en sık başvuran takıntı hastalık takıntısıdır. Halk arasında hastalık hastalığı olarak da bilinir.Kişi kanser olduğunu düşünür film çektirir, film temiz çıkar. Ama kişi kanser olmadığına bir türlü ikna olmaz. Tekrar film çektirir. Ya da kişinin başı ağrır beyin kanaması geçirdiğini düşünür film çektirir film temiz çıkar, ya da aids olduğunu düşünür test yaptırır test temiz çıkar,bir türlü ikna olmaz. Defalarca kere kan testi yaptırır. Film çektirmek ya da kan testi yaptırmak kişiyi kısa bir süre rahatlatır bir süre sonra duygu tekrar gelir. Ya kansersem, aids olduysam, beyin kanaması geçiriyorsam. Bu düşünceler sürekli kişinin beynini kemirir.

OTORİTER BİR BABA, KONTROLCÜ BİR ANNENİN YA DA MÜKEMMELİYETÇİ AİLERİN ÇOCUKLARINDA GÖRÜLÜR

Okb’nin temelindeki en önemli duygu kontrol etme duygusudur. Bu hastalığa sahip olan kişilerin iç sesleri kuralcı, otoriter, katı ve disiplinlidir. Kişinin iç sesi çocukluğunda içselleştirdiği bir ebeveyninin sesidir. Ailede anne çok titiz mükemmeliyetçi olabilir ya da baba çok kuralcı, disiplinli olabilir. Çocuk kendisine baskı yapan, kural koyan, eziyet eden ebeveyni içselleştirir.

Yetişkinler kendi koydukları kurallara uyması, kendi alışkanlıklarını edinmesi için çocuğa baskı yaptığında bu baskının şiddeti çocukta eziyet edici boyutlara ulaştığında kişide ruhsal hasara neden olur. Kişi yaşadığı olumsuz duygulara dayanabilmek adına obsesyon yani takıntı hastalığını geliştirir.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK TEDAVİSİ

Düzen, temizlik ve tutumluluk toplumsal yaşamda belli ölçüler içinde onaylanan, saygınlık uyandıran, başarı sağlayan özelliklerdir. Takıntı hastalığında ise bu özellikler aşırılaşır, yaşamı zorlaştırır, kontrol edici, eziyet edici boyutlar kazanır. Kişi kendisini ve çevresini zorladıkça sosyal ilişkileri bozulur, yalnızlaşır, hayatı eziyet haline dönüşür.

Bizim zihnimiz netlik ister, muğlaklığa tahammül etmekte zorlanır. Bu hepimizin ortak özelliğidir. Obsesyonda ise belirsizliğe tahammül yok denecek kadar azdır. Bunun en önemli sebebi kişinin kontrol duygusudur.

Aslında obsesyon hepimizde varolan duyguların aşırıya kaçmış halidir. Kişinin obsesyonda  işlevselliği bozulur. İş yaşamı bozulur, ailesiyle arası bozulur, çocuklarına zaman ayıramayacak hale gelir, arkadaşlık ilişkileri bozulur. İlaç tedavisi bu kişilerin obsesyonlarında geçici bir süre yumuşama sağlasa da  ilacı bıraktıkları zaman belirtiler aynı şiddetle geri gerir. Bu kişilerin tadavisinde psikodinamik terapi tekniği kulanılır. Dinamik terapiye olumlu cevap veren bir hastalıktır. Bu kişiler oldukça dirençli olduğu için terapilerinin süresi uzun olabilir.

Depresyon Belirtlieri Nelerdir? Nasıl Tedavi Edilir?

Depresyon nedir? Sebepleri ve Tedavisi

Depresyon karamsarlık,  durgunluk, isteksizlik, depresif duygu durum, cinsel istek azalması ve güçsüzlük duygularının baskın olduğu duygusal bir çöküşün adıdır. Depresyonda çoğu zaman bir kayıp duygusu vardır. Bir ayrılık, bir ölüm, bir yıkım, maddi kayıp; yani kişinin anlam yüklediği, değer verdiği, sevdiği bir şeyi kaybetmesinin sonucudur aslında. Depresyonun ilerlemesiyle birlikte zihinsel bir yavaşlama, hareketlerde azalma, yataktan çıkmak istememe, uyumanın zorlaşması, iştahın azalması gibi pek çok belirtiler de görülebilmektedir.

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Depresyonda kişideki değerlilik duygusu bozulmuştur. Kaybedilen şeyin geri gelmesi de artık kişiyi mutlu etmeye ve eski hayatını sürdürmeye yetmez. Örneğin maddi olarak çok büyük kayıplara uğrayan biri bu kaybını karşılayabilecek bir gelir kaynağı bulsa bile keyifsizliği ve mutsuzluğu devam eder. Bunun sebebi kaybın kişinin zihnindeki sürede geri gelmemesi ve onu tekrar kaybedeceğine dair korkudur. Bir kez para kaybetmiştir, bir kez sevgilisi terk etmiştir ya bunu tekrar yaşarsam diye düşünür.  Yani sevgilisiyle ayrılan biri sevgilisinin kısa bir sürede ona geri döneceğini düşünür. Süre uzadıkça kişi, önemsenilmeme, değersizlik ve yetersizlik duyguları hissetmeye başlar. İstenen  nesnenin elde edilememesi, özlenen doyumun sağlanamaması kişiyi depresyona sokar. Gideni geri getirme gücüne sahip olmadığını anlar acıyla. Diğeri olmadan varolamadığını anlar acıyla. Çok büyük bir kırılma yaşar.

Depresyon süreçte kişiyi yalnızlaştıran, sosyal uyumunu bozan, uzun sürmesi halinde intihar düşüncelerini de içinde barındıran sancılı bir süreçtir. Depresyonun sebebini bulmak tedavi sürecindeki ilk aşamadır. Depresyonun sebeplerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.

Depresyonun Sebepleri;

Anne-Çocuk İlişkisinde Yeniden Yakınlaşma Döneminde Yaşanan Sorunlar(Kendilik Aktivasyonu)

Çocuk bir yaşında yürümeye başladıktan sonra kendi iradesini kullanmak, her şeyi keşfetmek ister. Anneden uzaklaşır, yan odaya gider, annenin elini tutmasını istemez özgür olmak ister. Çocuk anneden ilk ayrıldığında fark eder ki ben ve öteki farklı, annem ve ben farklı insanlarız. Ben kendi başıma yan odaya koşabilirim, koltuğa tırmanabilirim ya da şu meyveyi alıp yiyebilirim, her şey benim kontrolümde diye düşünür.  Çocuk ortalama 18 aylık olduğunda güvenli olan yere tekrar sığınma, annenin desteğini alma duygularıyla anneye tekrar geri döner. Bu dönemde anne çocuğa küser, geri geldiğinde artık onunla ilgilenmeyip çocuğu cezalandırırsa, duygusunu keserse çocuk anneden ayrışamaz. İlerleyen yaşlarda başarılı olduğunda, yeni bir hobi edindiğinde, tek başına hayattan keyif alabileceği bir etkinlik bulduğunda, yani kendisi için bir şey yaptığında içinde büyük bir keder ve huzursuzluk yaşar. Aslında dışarıdan bakıldığında güzel olan şey kişinin iç dünyasında büyük bir çöküntüye sebep olabilir. Bu anneden ayrışıp kendi başına denemeler yapan çocuğun duygusudur.

Bu kişilerin ayrılıkları hep törenle olur, ilkokuldan ortaokula geçtiğinde, başka bir şirkette çalışmaya başladığında, şehir değiştirdiğinde, ev değiştirdiğinde çok yoğun bir iç sıkıntısı yaşarlar. Ayrılık bu kişiler için çok zor bir deneyimdir. Zor olmasının sebebi geri döndüklerinde bıraktıkları kişileri aynı bulamama korkusudur. Bu çocuğun yeniden yakınlaşma döneminde annesini bıraktığı gibi bulamamasının sonucudur.

Ödipal Sorunlar

Kız çocukları için babaları çok özeldir. İlk tanıdıkları karşı cins babadır. Erkek çocukları için de anneleri çok özeldir. 4-6 yaşlar arasında çocuk cinsiyet rolünü kavramaya başlar. Kendi cinsiyetini fark eden çocuk karşı cinsiyetinde olan ebeveyniyle çocukça bir aşk yaşar. Sağlıklı anne babaların çocuklarında 6 yaşından sonra bu ilişki ebeveyn-çocuk ilişkisine tekrar geri döner. Bazı ailelerde ise bu ilişki hiç bitmez. Örneğin baba kızına hep aşkım diye hitap eder, ya da anne oğluna bitanem der. Bu sözcükler sevgiliye söylenen sözcüklerdir. Bu duygularla büyüyen çocuklar ilerleyen yaşlarda ebeveynlerine benzeyen eşler seçme eğilimde olurlar. Bu eşler ilk aşamada kişiye çok iyi gelir, mutlu eder. Zaman ilerledikçe bilinçdışından gelen duygular yükselmeye başlar. Baba ile beraber olduğu için kendini şuçlama, kendine kızma, öfkelenme, depresif duygular, kaygı ve çok yoğun bir korku duygusu olur. Çocuk için baba ile beraber olmak bilindışında annenin çocuğu cezalandırmasına sebep olur. Korkunun sebebi daha çok buyken diğer duyguların sebebi kendi içinde yaşadığı çökkünlüktür. Bazen kadınlar bunu doğumdan sonra yaşar. Doğuma kadar her şeyin yolunda olduğunu, doğumdan sonra depresyona girdiklerini söylerler. Sebebi aynıdır. Bilinçdışında baba veya anneye benzeyen kişiyle beraber olmak.

Başarısız Olmak(Yetersizlik Duygusu);

Çocuk dışarıdaki dünyayla ortalama 6-12 yaşlarında ilişki kurmaya başlar. Çocuğun dışarıdaki dünyaya kendini kabul ettirebilmesi için bir şeyler yapması gerekir, her hangi bir konuda başarılı olmak, fiziksel olarak beğenilmek, düzenli olmak, yani toplumun kabul ettiği  bir konuda kendini ortaya koymak. Başarı toplum içinde varolmak için temel bir duygudur. Ortalama olarak sağlıklı olan anne babalar çocuğunu sever, çocuğun kendini sevdirmesi için bir çabaya ihtiyacı yoktur ancak bu durum toplum için geçerli değildir.

Çocuk yetişkin olduğunda da toplumda varolmak ister. Toplumda kendine yer bulamayan, başarılı olmayan kişiler depresyona girer. Depresyonda değerlilik duygusu bozulduğu için çevre ve kendilik olumsuz değerlendirilir. Kişi kendisini kötü, değersiz, boş bir kişi olarak algılar. Bu kişiler dışarıdaki dünyaya karşı isteksiz ve çoğu zaman edilgendir. Kişi başarısızlığını ve düş kırıklıklarını kendi yetersizliğine bağlar.

Kollektif Bilinç;

Kişinin kendi yaşadığı yaşantılar vardır, çocukluk anıları, travmaları, duyguları. Bir de çevresiyle yaşadığı anılar vardır anne-babasıyla, öğretmeniyle, arkadaşlarıyla, akrabalarıyla. Anne babanın da kendi yaşadığı ilişkiler vardır, yaşadığı mahallenin, kültürün yani toplumun duyguları vardır. Kişinin hissettiği duyguların tamamı kişiye ait değildir, bazen anne babasının, yaşadığı toplumun duygularını hisseder. Örneğin ailesinde tecavüz hikayesi olan bir kişiye anne-baba acaba kızım da tacavüze uğrar mı duygusuyla bakabilir. Bu kişi ilerleyen yaşlarda içgüdüsel olarak sürekli tecavüze uğrama korkularıyla baş etmek zorunda kalabilir. Depresyon da durum böyledir. Mesela o yaşanılan toplulukta ya da şehirde mutlu olmak kötü bir şey. Mağdur, gariban olmak iyi bir şey. Ya da acı çekmek iyi bir şey, gezip tozmak,eğlenmek kötü bir şey olarak değerlendiriliyor olabilir. O toplumda yetişen çocuk büyüdüğünde, zengin olduğunda, gezip tozduğunda kötü hisseder. Ailem mutsuz, mağdur ben gezip tozuyorum diye düşünür. iç sesi bunu hak etmediğini, herkes bu durumdayken onun da onlar gibi olması gerektiğini söyler. Bu kişide büyük bir iç karışıklığı yaratır ve depresyona sebep olabilir.

Depresyonun Tedavisi

Depresyon nasıl geçer sorusunun cevabı olarak, Psikodinamik psikoterapi tekniğiyle önce kişideki depresyonun sebebi bulunur. Depresyon süreciyle ilgili ayrıntılı anamnez alınır. Bu süreç kişiye özeldir dolayısıyla depresyona giren kişilerin duyguları birbirinden farklılık gösterebilmektedir. Danışanın duyguları derinleştikçe çocuklukla bugün arasında bağlantı kurulur. Bilinçdışı uzun süreli bir birikimin ürünüdür. Dolayısıyla bugün hissedilen duygu, yapılan davranış, zihne gelen düşünce sadece bugünün ürünü değildir.

Danışan ve terapistin kurduğu dinamik ilişki, geçmişle bugün bağlantısı, kişinin yaşadıklarını anlamlandırmasını sağlar. Anlamlandırma ilk aşamadır. İkinci aşama ise dönüştürmedir. Terapist danışanın duygularını saygılı, sakin, dingin, yargılamadan, şefkatli bir şekilde dinler. Böylelikle danışan farklı bir ilişkiyi tecrübe eder. Bu da danışanın duygularını kabullenmesini, dönüştürmesini değiştirmesini sağlar. Süreçte  danışanın terapistine çeşitli aktarımları olur, terapist danışanın çocukluğunda zaman geçirdiği figürlerle eşleşir, bunun yorumlanması ve danışanın farklı bir ilişkiyi tecrübe etmesi terapinin derinlemesine çalışma dönemi dediğimiz dönemde olur. Yapılan araştırmalar terapinin kişideki beyin yapısını değiştirdiğini, nöronal ağlar arasındaki etkileşimi artırdığını ve kişiye daha konforlu bir hayat sunduğunu göstermektedir

Depresyon Ne Kadar Sürer?

Depresyonun şiddeti ve süresi kişiden kişiye deşiklik göstermektedir.

 

 

 

 

 

Çocuklarda İnatçılık Sebepleri ve Aşma Yöntemleri

Çocuklarda İnatçılık nedenleri ve tedavisi Çocuklarda inatçılık 2 ile 4 yaş arasında sıkça karşılaştığımız davranış problemlerinin başında gelir. Temelde üç alanda problem yaşanır uyku, yemek ve tuvalet. Çocuklar iki yaşına geldiklerinde sol beynin aktiflesmesiyle beraber ilişki daha çok sözel iletisim üzerinden kurulmaya başlar. Yani bu dönemde çocuk artık cevresindeki nesnelere isim verir. Duygularını ve isteklerini ağlayarak ya da parmakla göstererek değil sözel olarak ifade eder. Bu dönemin en önemli kazanımı tuvalet alışkanlığıdır. Çocuk ilk kez vucudu üzerindeki kontrolü fark eder tuvalet egitiminde. Bununla beraber diğer alanlarda da kendini ortaya koymaya başlar. Uyumak istemiyorsa uyumamak için saatlerce direnir ya da istemediği bir şeyi yememek için bütün gücüyle savaşır. Bu dönemde ailelere önerim karşısında yetiskin biri varmış gibi cocukla inatlasmamaları yönündedir. Elinizden geldiği kadar ortak bir paydada buluşmaya calisabilirsiniz. Eğer yapabiliyorsanız çocuğun istediği her şeyi yapmaya çalışın, bazen yapamadığınız şeyler olabilir. Örneğin; çocuk parka gitmek istiyor siz de yorgunsunuz bunu ona net bir şekilde söyleyebilirsiniz.. Once çocuğun istegini daha sonra neden bunu yapamadığınızı. Çocuğa bu hem iyi hem kötü gelir. Öncelikle anlaşıldığı için iyi hisseder parka gidemediği için de biraz üzülür. 2_4 yaş çocuğun gelişimindeki kritik evrelerden biridir. Bu dönem çocuk için sıkıntılı gecerse ilerleyen dönemlerde daha büyük problemle karşılaşabilirsiniz. Bu dönem sorunlarının yetiskinlige yansıması şöyle olur; cimrilik, aşırı savurganlık, iradesizlik, pasif agresif davranışlar gibi. Uzman Klinik Psikolog Gülcem YILDIRIM