Kötü Duygu Atma

Bir arkadaşınız, anneniz, dostunuz ya da sevgiliniz sizinle bir sorununu paylaştığında kötü hissettirmeye başlıyor ve o anlattıkça kötü hissetmeniz giderek artıyorsa karşınızdaki kişi size kötü duygu atıyor olabilir.
Psikolojide yansıtmalı özdeşim diye bir savunma mekanizması var. Bunun anlamı yani Türkçe meali kötü duygu atmadır. Bu savunma mekanizması kişinin içinde yaşadığı kötü duygulari(çaresizlik, öfke, yalnızlık, değersizlik, yetersizlik, korku, endişe, suçluluk vs) digerine hissettirerek rahatlamasını sağlar.
Sizinle yaşadığı problemi paylaşan kişinin size kötü duygu atmak için mi bunları anlattığını yoksa gerçekten bir çözüm mü bulmak istediğini şu şekilde anlarsınız.
-Karşınızdaki kişi problemimi anlatıyor fakat sizin ona sundugunuz çözüm önerilerini dinlemiyorsa, aynı şeyi tekrar tekrar anlatmaya devam ediyorsa.
-Sürekli -ama diyerek sözünüzü kesiyorsa, sizin konuşmanızı duymuyorsa.
-Siz konusmaya başladığınızda sizi merakla değil de sussun da ben konuşayım diye dinliyorsa, sıra bekliyorsa.
-Kendinizi uzun uzun ona bir şeyler anlatırken buluyorsanız.
-Kendinizi az önce karşınızdaki kişinin anlattığı kötü duyguları hissederken buluyorsanız.
-Konuşma bittikten sonra bile sık sık size problemini anlatan kişi aklınıza geliyorsa.

Aslında arkadaşınız, anneniz ya da sevgiliniz size kötü duygu atıyor demektir.

Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Vücudun Sana Hatırlatıyor Beni Hisset

Vücudumuz bizim evimiz. Ruhumuzda olup bitenlerin en önemli habercisi. Acıktığımızda, susadığımızda ya da üşüdüğümüzde nasıl ki vücudumuz bize mesaj veriyorsa içerde yanlış giden bir şeyler olduğunu, kendimizi doyurmamız gerektiğini, ısınmamız gerektiğini, su içmemiz gerektigini söylüyorsa ruhsal olarak sıkıntı yaşadığımızda da haber veriyor. Bende bir şeyler ters gidiyor bunun çaresini bul diyor size. Huzursuzum, umutsuzum, korkuyorum, endiseliyim ihtiyacımı gider, benimle temas kur, bana kulak ver diyor.

Bedensel Hastalıkların Altında Ruhsal Promlemler var
Bedensel sıkıntıların altında yatan en önemli neden kendi vücudunuzla ve ruhunuzla temas kurmamak.
Kanserden gribe kadar çok geniş bir yelpazeye uzanıyor bu temassızlık. Peki temas kurmak ne demek
🍃İçerde ve dışarda olan biteni hissetmek demek.
🍃İç organlarının hareketlerini hissetmek demek.
🍃Dışarda olup bitenle temas kurmak demek.

Duygularla Temas Kurmak
Üzüldüğünüzde omzunuzun çöküşünü, korktuğunuzda kalbinizin atışını, incindiginizde içinizin daraldığını hissederseniz keyiflendiginizde genişleyen kalbinizi, mutlu olduğunuzda sesinzin tınısını, coşku duyduğunuzda hafiflediginizi de hissedersiniz.

Duygular çok yönlüdür. Kötüyü hissetmeyi reddettiginiz sürece iyi hissetmeyi de fark etmeden reddetmiş olursunuz.
Kötü duyguları bastırmaya çalışırsanız bedensel hastalıklara da kapı aralamış olursunuz.
Duygular orda, evinizde, bedeninizde.

Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Sağlıklı Beslenme Takıntısı(Ortoreksiya Nervosa)

Sağlıklı beslenmek, sağlıklı ve zinde bir vücuda sahip olmak yaşam için herkesin hemfikir olduğu bir konu fakat sağlıklı beslenmeyi takıntı haline getirmek yaşamı zorlaştıran, sosyal ilişkileri bozan hatta süreçte sağlığı bozan bir hal alıyor.

Sağlıklı beslenme takıntısı; kişinin organik olmayan gıdaları tüketmemesi, marketten alışveriş yaparken gıdaların içeriğiyle aşırı derecece ilgilenmesi, dışardan yemek yiyememesi, sürekli zihninin yiyeceklerle meşgul olmasını kapsayan ruhsal bir hastalıktır. Bu takıntıya sahip olan kişiler yiyecekleri çiğ tüketmek ister. Yedikleri yiyeceklerin pişirildiği kapla aşırı ilgilenir. Yiyeceğin kalitesi bu takıntıda en önemli etkendir.

Organik Gıda Bir Pazarlama Stratejisi
Ensdüstrileşmeyle birlikte paketli gıda sayısı sürekli artıyor. Örneğin şekerin içine kakao, süt, fındık gibi bir kaç ürün koyup paketlediginizde bir kilo şekerin fiyatına eşdeğer oluyor. Hal böyle olunca paketleyip satmak üretici açısından daha karlı. Süreçte paketli gıdalar git gide artıyor artmaya da devam edecek.

Organik besinler de günümüzde yeni bir tüketim stratejisi. Üretici paketleyerek daha pahalıya sattığı ürünleri, şimdi de organik hâliyle daha yüksek bir maliyete satma peşinde. Dolayısıyla sağlıklı beslenme takıntısı maddi durumu iyi olan kişilerde daha sık raslanan bir takıntı.

Sağlıklı Beslenme Takıntısının Sebebi Ölüm Korkusudur
Yiyeceklerin kalitesiyle aşırı ilgilenen bu kişilerin temel duygusu ölüm korkusudur. Bu kişiler normalde de hayatlarının belirli dönemlerinde belirli bazı konulara takıntı yapan kişilerdir.
Yani zaten takıntılı olan kişilerde takıntı yer değiştirir. Daha önce temizlik takıntısı olan bir kişi paketli gıdaların çok zararlı olduğunu öğrendiğinde yiyeceklerle aşırı ilgilenmeye başlayabilir.

Takıntı hastalığının en önemli sebebi çocukluk döneminde kişinin takıntılı bir bakıcısının olmasıdır. Bu kişi anne, teyze ya da çocuğa bakım veren bir yetişkin olabilir.
Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Anneme Annelik Yapmaktan Çocuğuma Annelik Yapamıyorum

Annesine annelik yapan yetişkinler çocuklarına annelik yapamıyor. Çünkü sistem tersine işlemiyor. Çocuğuna annelik yapmak içgüdüsel bir davranışken anneye annelik yapmak annenin yetersizliğinden, sevme yetisinin düşüklüğünden, güçsüzlüğünden kaynaklanan zorunlu bir davranış. Dolayısıyla anneye annelik yapmak ekstra bir çaba, güç ve emek istiyor. Yetişkin anne bu gücü ve emeği kendi annesine harcadığında, çocuğuna içinde varolan sevgiyi ve ilgiyi gösteremiyor.

Çocukluğunu Yaşayamamış Yetişkinler
Küçük yaşlardan itibaren büyük sorumluluklar üstlenen çocuklar, çocukluklarını yaşayamadan yetişkin bireyler oluyor. Örneğin; -Kızım sağolsun hep evi düzenli tutar, odasını toplar ses çıkarmadan oynar, – Geceleri korkuyorum hep küçük kızımla uyuyorum, onun varlığı bana güven veriyor, -Kızım çocukluğundan beri böyle ailede herkes onun sözünü dinler, babası bile bir tek onu dinler, saatlerce konuşur babasıyla, -Babana konuştuklarımızı anlatmak yok, bu aramızda bir sır, benim nereye gittiğimi baban asla bilmemeli… Bu cümleler küçük yaştaki bir çocuğa yaşının üzerinde sorumluluk yükler. Çocuk annesine annelik yaptığında çocukluğundan vazgeçer. İçtenliği, yaratıcılığı, eğlencesi, çocuksu coşkusu kaybolur.

Çocukluğunuzu Bugün Yaşayın
Çocuklugunuzu yaşayamadığınızı düşünüyorsanız bugün çocuksu şeyler yapın. Içinizdeki hevesle tanışın. Parkta sallanabilirsiniz, kışın dondurma yiyebilirsiniz, çamurlu sularda zıplayabilirsiniz, bebeklerle oynayabilirsiniz. Kendinizle tekrar tanışmış olursunuz, içinizdeki hevesli çocukla.
Sevgiler
Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Sorumluluk Duygusu

Sorumluluğunu üstlenen kişi özgürdür. Özgür kişi daha çok sevebilir der “Engin Gençtan” hoca.
Yetişkin olmak sorumluluk almaktır, karar vermek, tercih etmektir. Bir tercih yaptığında sonucuna kimi zaman sevinmek, kimi zaman üzülmektir. Diğerlerini suçlamak, kararı diğerlerine aldırıp sonucun sorumluluğunu diğerine yüklemek kolay olandır.
Zor olan karar vermek, verdiğin kararın arkasında durmak, sonucun sorumluluğunu almaktır.

Başkalarının Kararlarıyla Yaşayanlar Başkalarının Hayatını Yaşar

Kendi kararını vermenin, kendi sorumluluğunu üstlenmenin güzel tarafı iyi ve kötü sonucu her ne olursa olsun sana ait olmasıdır. Karar vermek, hayatına sahip çıkmaktır. Kendi duygularına, düşüncelerine, tecrübene sahip çıkmaktır. Kendine saygı duymaktır. Sen kendine saygı duydugunda diğerleri de sana saygı duyar. Sen kendinin arkasında durduğunda, kendi kimliğini ve kişiliğini koruduğunda diğerleri de sana öyle davranır. Öyle davranmak istemeyenle de yolları ayırırsın.
Sorumluluk almak sevginin de sorumluluğunu almaktır. Hissettiğin duyguya sahip çıkmaktır. Severken özgürce sevebilmek sevginin en güzelidir.
Özgürlük sorumlulukta. Gerçek sevgi sorumlulukta
Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Yeni Yıl Değişmek Mümkün

Yeni yıl geçen bir yılın muhasebesi tutmak ve gelecek olan yılda kendimizde, çevremizde memnun olmadığımız şeyleri değiştirmek için iyi bir fırsat.

Değişim Bizi Neden Korkutur?
Bildiğimiz cehennemi bilmedigimiz cennete tercih ederiz. Beyin hep aynı yolakları kullanmak ister, bildiği şeyleri yemek, bildiği yollardan gitmek, bildiği insanlarla görüşmek. Yeni bir davranış beyni otomatik pilottan çıkarır. Bu sebepten yeni olan her şey bizde kaygı yaratır.

Beyin Bildiği İlişki Tarzını Seçer
Sigara almaya giden kişi ısrarla sigara satmayan yere gider oradan sigara almaya çalışır. Aile dinamikleri de böyledir, çocukluktan getirdiğimiz çözümleyemediniz ilişki modelleri böyledir. Kişi sevilmek istiyorum der. Israrla sevgi veremeyen birinden sevgi ister. Çözümlenmemiş aile dinamiğidir bu. Sevgi verme yetisi düşük olan anneyle büyümüş bir çocuk sevgi veremeyen eş ya da partner seçer. Başka kadınlar ya da erkekler vardır ama kişiye o cazip gelir, anneden alamadığını sevgiliden almak ister.

İrade Zorladıkça Güçlenir
Nasıl ki kaslarımız çalıştıkça güçleniyor ön beyin devreleri de öyle, iradeyi ZORLADIKÇA güçleniyor. Günlük hayatınızda yaptığınız her değişiklik bir duygu yaratır, bu duyguya dayanırsanız beyninizde yeni nöronal bağlantılar oluşur. Bu da iradeyi, karar verme yetisini geliştirir.

Değişim Mümkün
Her değişiklik ruhsal sıkıntıyı beraberinde getirir. Canınızın yanmasına izin verirseniz degişmek mümkün.
Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Aidiyet Duygusu

Aidiyet duygusu; kişinin kendisini diğerine güvenli bir şekilde bırakabilmesidir… Kişinin kendisini emniyette hissetmesidir.Aidiyeti bozan duygular ise; Şüphecilik, aşağılanma korkusu, elestirilme korkusu, reddedilme korkusu, zarar görme korkusudur.

Birey Olmadan Ait Olunmaz
Aidiyet duygusu kişinin ruhsal olarak özgür hissetmesini sağlar. Sağlıklı bir ilişkide kişi diğerine bağladıkça ona daha az ihtiyaç duyar.
Sağlıklı kaynak, sağlıklı sevgili, sağlıklı eş, saglıklı partner kisiyi kendisine muhtaç etmeyen demektir. Kişi birey olduğunda, kendi kendine varolabildiginde diğerine ait olmanın hazzını yaşayabilir. Kendi başına yarım olan diğeriyle tam o-la-maz.

Bağlanma Probleminin En Önemli Sebebi Değersizliktir
Değersizlik duygusu yaratan şey ise yönetme, yönlendirme, diğerini kontrol etme, aşağılama ve eleştirmedir.
Bağlanma ve aidiyet duysusunun temeli çocukluğa dayanır. Çocuğun davranışlarını ve duygularını sürekli kontrol etmeye çalışmak çocukta bağlanma bozukluğuna sebep olur. Çocuğun davranışlarını ve duygularını sürekli eleştirmek aidiyet duygusunu bozar.
– Niye öyle gülüyorsun? Gülünecek ne var bunda…
– Koşma, konuşma, ağlama…
Çocuğun hem davranışını hem duygusunu kontrol etmeye çalışmak çocuğun aileyle bağ kurmasını engeller. Çocuk yetişkin olduğunda yakın ilişki kuramaz. Sevgili, eş, partner iliskilerinde diğeriyle bağ kurup kendini bırakamaz. Kontrol edilecegini, eleştirileğini ve aşağılanacagını düşünür.

Kıskançlık
Partnerler arasındaki kıskançlığın en önemli sebebi güvensizliktir. Güvensizliğin sebebi ise bağlanma bozukluğudur. Parntnerler iliskide kendilerini bırakamadıklarinda kıskançlık yaşarlar.
Kıskançlığın ikinci sebebi ise diğerini malı gibi görmektir. Diğerini malın gibi gördüğünde onu kaybetmek istemezsin, eşyasını kimse kaybetmek istemez. Ama onun duygularıyla da ilgilenmezsin.
Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Romantik İlişkilerde Bağlanma Sorunu

Bağlanmanın temelinde güven duygusu yatar. Güvendiğin kişiye bağlanırsın, bağlandığın kişinin yanında kendini bırakırsın.
Partner ilişkisinde bağlanma sorunu yaşayan kişiler çocukluk döneminde bağ kurmayı öğrenememiş kişilerdir.

Başkalarının Duygularına Bağımlılık
Partner ilişkisindeki bağlanma sorununun en önemli sebebi kişinin çocukluk yıllarında kendi duygularını üretmesine izin verilmemiş olmasıdır. Çocuk kendi duygularını üretemediginden sürekli bu duyguları dışardan birinden transfer etmesi gerekir. Böylece kisi yetişkin olduğunda çocukluğunda gideremedigi duygusal açlığı partnerinden talep eder.

Sevilmeyen Kişi Sevgi, Korunmayan Kişi Korunulma Talep Eder
Çocuklukta eksik kalan duygu neyse kişi partnerinden onu talep eder. Ailede az sevilen çocuk, çok seven bir partner isterken, baba figürü olmayan çocuk onu koruyacak güçlü partner talep eder.

Bağlanmamak Güçlü Hissettirir
Bağlanma bozukluğunun diğer sebebi ise duyarsızlıktır. Çocukken duyguları görmezden gelinmiş, ihtiyaçları karşılanmamış, ağlar ağlar susar ne yapayım denmiş olan çocuklar diğerinden bir şey talep ettiklerinde karşılanmadığını öğrenirler. Çocuk sarılmak ister anne işim var sonra der, çocuk öpmek ister anne sevmem ben öpülmeyi der. Buna defalarca kez maruz kalan çocuk duygusal ihtiyaçlarını çok derinlere gömer. Kimseye göstermez. Duyarsız ebeveynlerle büyütülmüş kişilerde diğerine duygusal olarak ihtiyaç duymamak güçlülük duygusu yaratır. Ne kadar az ihtiyaç duyarsa o kadar güçlü hisseder. Eşim olmasa da olur der kadın mesela. Bu duygusal anlamda bir güçlü olma hali değildir. Kendi kendine yetme, kendi yağında kavrulma halidir. Dolayısıyla yakınlığın verdiği keyiften mahrum kalır bağlanamayan kişiler.
Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Nasıl daha çekici olabilirim?

Merhaba. Önceki gün facebookta nasıl çekici olurum? Diye bir yazı okudum.
Psikologlar bazen önerilerde bulunur. Psikolog arkadaşın önerisi şu ; başkalarının istediği insan olursanız çok çekici olursunuz.
Onların istediği gibi gülün, onların istediği gibi yemek yiyin, onların istediği gibi konuşun, bunları ben ekledim.
O. Pamuk’un şu satırları geldi sonra aklıma “Kendim olmalıyım diye tekrarlıyordum.. Onlara hiç aldırmadan; onların seslerine, kokularına, isteklerine, sevgilerine ve nefretlerine aldırmadan ben kendim olmalıyım. Çünkü kendim olmazsam onların olmamı istedikleri biri oluyordum ve onların olmamı istedikleri o insana hiç katlanamıyordum”
İki yazı böyle. Ben O. Pamuk’tan yana kullanıyorum oyumu.
Başkalarının istediği gibi bir insan olmak ilk aşamada diğer tarafı cezbedebilir, bu kısa vadede sizi çekici yapabilir belki, uzun vadede bunun iki taraf için de sıkıcı ve yorucu bir ilişki olmasına neden olur. Yani köle efendi ilişkisi uzun sürmez köle olan yorulur, efendi olan sıkılır. Köle olan hep verdiği için şikayet eder, efendi olan diğerinin hep uyumlandiğından şikayet eder, bir kimliği ve kişiliği olmadığından şikayet eder. İlişkide sağlıklı insanlar diğerinin kendine ait bir kimliğinin ve kişiliğinin olmasını ister. Çekicilik? o zaten kimliği olan kişide vardır bence.
Sevgiler

Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Özgürlük

Özgürleştikçe ölüyormuş gibi oluyorum dedi bana, kendinle daha çok temas kur dedim.
İnsan özgürleştikçe yani dışarının önemi azaldıkça, dışardan gelen iltifatın, aşağılamanın, dışlamanın, korkutmanın, tehdidin en çok da terk etmekle tehdit edenlerin, bak seni artık sevmemle tehdit edenlerin önemi azaldıkça ölüyormuşsun gibi oluyor. Bunun çaresi var. Bunun çözümü kendinle temas kurmak.
Çocukluğun boyunca sana ait olmayan pek çok özellikle anıldın. İçine kapanık benim çocuğum, savruk, dağınık, açıkgözlü, utangaç…
Çocukluğun boyunca sana atfedilen özellikleri bir bir sırtından indirdiğinde, bir bir onları sahiplerine iade ettiğinde bir boşluk oluyor işte tam da orda artık özünle, kendinle, vücudunla ve duygularınla temas kurma vakti.
Bir kaç saate uyuyacaksın ya, yatağa koyduğun beden, sabah uyandığında onunla olacaksın yine. Kendinle temas kurdukça dünya daha anlamlı.
Sevgilerimle
Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım