Çocuğun Cinsel İstismarı, Nedenleri ve Sonuçları

Son günlerde medyada çıkan haberler nedeniyle çocuğun cinsel istismarı tekrar gündeme geldi. Cinsel istismar;  çocuğun kendisinden daha güçlü gördüğü bir yetişkinin ya da yaşıtının çocuğu cinsel doyum sağlamak amacıyla kullanmasıdır.  Çocuk kendisinden güçlü olarak gördüğü bu kişiden korktuğu için onun isteklerine boyun eğer. Cinsel taciz, güçlü olan tacizcinin çocuğu öpmesi, okşaması, cinsel ilişkiye zorlaması  olabildiği gibi tacizcinin vücuduna, cinsel organına çocuğun dokunması için çocuğu zorlaması da olabilir.

Teknolojinin ilerlemesiyle beraber çocukların cinsellikle tanışma yaşı çok düştü.  Çocuklar internette televizyonda ya da bir oyunda cinsellik içeren bir bilgiyle ya da görselle çok küçük yaşlardan itibaren karşılaşabiliyor. Yirmi yıl önce 12-13 olan ergenlik yaşı da 9’lara kadar indi. Cinsellikle bu kadar erken yaşta karşılaşan çocuklarda erken erotizasyon görülme sıklığı da gün geçtikçe artıyor. Bu da çocuk tacizlerinin artmasına sebep oluyor.

Sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olan çocuk cinsel tacize uğradığını hangi yaşta olursa olsun duygusal anlamda  fark eder. Cinsellik insan beyninde çok yüksek ateşlenme yaratan bir duygudur, dolayısıyla çocuğun yaşadığı bu duygu diğer hissettiği duygulara benzemediği için çocuk hissettiği bu duygunun farklı bir duygu olduğunu bilir. Çocuğun ayıp kavramını öğrenmesi ise ortalama üç yaş civarında olur. Üç yaşından sonra çocuk cinsel tacize maruz kaldığında bunun yasak, ayıp, yapılmaması gereken bir davranış olduğunun farkındadır.

Nedenleri;

Ailedeki İşgal ve İhmal Cinsel Tacize Sebep Olabilir

Cinsel tacize uğrayan çocukların çoğunluğu içe kapanık, sessiz, kendi halinde çocuklardır. Bu çocuklar ailede ihmal edilen, yeterinde ilgi, sevgi ya da şefkat görmeyen, yalnız büyüyen çocuklardır. Tacizci kendisine kurban seçerken özellikle bu tip çocukları tercih eder. Bu tip çocukları tercih etmesinin sebebi tacizinin ortaya çıkmamasıdır. Tacizci, istismar ettiği çocuğu tacizi hiç kimseye anlatmaması gerektiği konusunda ikna eder, çocuk direnirse tehdit eder. Ama çoğunlukla bu durumdaki bir çocuk direnç göstermez. Yaşadığı duygunun ayıp olduğunu kendisi de hissettiğinden tacizi saklar.

Tacizci çocuğu tamamen çaresiz olduğuna ve direnmesinin boşuna olduğuna inandırır. Çoğu çocuk tacizcisinin doğaüstü güçleri olduğuna dair bir inanç geliştirir. Tacizci onun düşüncelerini okuyabilir, hayatını tamamıyla kontrol edebilir zanneder. Tacizi saklamasının sebebi de çoğunlukla budur.

Cinsel tacize maruz kalan çocukların bir diğer özelliği ise ailenin çocukla kurduğu fiziksel temasın azlığıdır. İnsan doğduğu andan itibaren fiziksel temas kuracağı birini arar. Yapılan araştırmalar fiziksel temasla büyüyen çocukların beyin gelişimlerinin yaşıtlarına oranla daha yüksek seviyelerde olduğunu göstermiştir. Dokunulmanın beyinde yatıştırıcı, sakinleştirici bir etkisi vardır, ayrıca bağlanma hormonu dediğimiz oksitosin salgılanmasını da sağlar. Fiziksel temastan yoksun büyüyen çocuklar bu ihtiyaçlarını etraflarındaki kişilerden karşılamaya çalışır. Çocuğun bu ihtiyacını gören tacizci ise çocuğu kendi cinsel duygularını tatmin etmek amacıyla kullanmaya başlayabilir.

Cinselliği Sevgi Zanneden Çocuklar

Çocuk küçük yaşlardan itibaren cinsel duyguyla sevgi almayı öğrenmişse  cinsel tacize açık hale gelir. Aile içinde çocuğa sevgi gösterme şekli cinsel organına dokunarak oluyorsa, örneğin aile büyüklerinden biri erkek çocuğun büyüyüp büyümediğini pipisine dokunarak ölçüyorsa, çocuğun altı temizlenirken cinsel organı öpülüyorsa çocuk sevgi alırken cinsel duygular da hisseder. Bazen de bu durum örtük bir şekilde gelişir ve aile bunu bilmez. Çocuğun yanında cinsel ilişkiye girme, evin içinde küfürlü konuşmalar, ailenin çocukla çıplak banyo yapması, ailenin çocuğun yanında soyunması, çocuğun yanında anne babanın birbirine erotik duygular vermesi de çocuğun cinsellik ve sevgi arasında bir bağ kurmasına sebep olur. Dolayısıyla dışarıdan biri çocukla bu şekilde bir ilişki içine girdiğinde çocuk bunu sevgi olarak algılayabilir.

Sonuçları;

Cinsel Taciz Kişilik Bozukluklarına Kapı Aralıyor

Borderline kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler üzerinde yapılan araştırmalar bu kişilik bozukluğuna sahip kişilerin yüzde ellisinin çocukluk döneminde tacize uğradığını gösteriyor. Çocukluk döneminde yaşanan taciz kimlikte dağılmaya, bölünmeye sebep olur. Çocuk yaşadığı bu duyguyla baş edemeyeceği için bu duyguyu dondurur. Yani tacize uğrayan kişinin benliğinde birbiriyle temas kurmayan ayrı ayrı parçalar vardır. Tacize uğrayan parçası aktifleştiğinde kişi kendisine yabancılaşma, boşluk, anlamsızlık, intihar duygularına kapılabilir.

Tacize uğrayan çocuk çoğunlukla kendisini suçlar. Bu çocuklar yaşadıkları her şeyin sorumlusu olarak kendilerini gördükleri için bunu bir yetişkinle paylaşmak istemez. Bunu söylediklerinde suçlanacağından, inanılmayacağından korkar.

Tacize uğrayan çocuk etrafındaki insanlardan uzaklaşmaya başlayabilir. Kendisine bakım veren yetişkinlerin onu korumadığını düşünebilir, ya da tam tersi taciz sonrası bu çocuklar cinsellikle aşırı ilgilenmeye başlayabilir, flörtöz davranışlar sergileyebilir,  cinsel oyunlarında artış olabilir, mastürbasyon yapmaya başlayabilir.

Ailelere Önerim

Çocuk doğduğu andan itibaren çocuğun yanında cinsel ilişkiye girilmemesi gerekir. Çocuğun altını değiştiren yetişkinin mümkünse tek bir kişi olması uygundur. Anne olabilir bu kişi anne müsait olmadığında baba devreye girebilir. İki yaşından sonra çocuğun aileden herhangi biriyle uyuması uygun değildir, özellikle anne babanın arasında yatması uygun değildir. Çocuğa tuvalet eğitimi verilirken çocuğun yanında çocuğa öğretmek amaçlı anne veya babanın tuvaletini yapması uygun değildir. Çocuk mümkünse tuvalette tek başına tuvaletini yapar anne veya baba kapıda bekleyip çocuk ihtiyaç duyduğunda onları çağırabilir.

En önemlisi çocuğun kendi ruhsal ve bedensel bütünlüğü kavramasıdır. Bu da ruhsal olarak çocukla sağlıklı iletişim ve etkileşimle mümkün olur. Anne ve babanın çocuğun ruhsal ve bedensel olarak kendilerinden ayrı bir insan olduğunu görmesi çok önemlidir. Çocukla çocuğun ihtiyacı olduğu zamanlarda fiziksel temas kurmak da değerlidir.

İstismara uğrayan çocukların mutlaka ruhsal bir destek alması gerekir. Çocuklarda oyun terapisi çocuğun yaşadığı travmatik anının duygusu boşaltmasını sağlar. Çocuklarla yapılan oyun terapisinde anne babanın katkısı da çok önemlidir. Aile çocuğa bu konuda ne kadar destek olursa çocuğun iyileşmesi de o oranda hızlı olur.

Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

Yetişkinlerle Oyun Terapisi

Psikoterapi çocuklukla bugün arasında kurulan bir bağ, bir köprüdür. Bebek dünyaya geldiği andan itibaren her şeyi zihnine kaydeder. Olumlu ve olumsuz bütün duyguları ve bilgileri kaydeden insan beyni asla hiçbir şeyi unutmaz. Ayrışma bireyleşme dediğimiz ortalama 18-24 ayı kapsayan dönemde çocuk annesiyle ayrışamamışsa annenin duygularını da kaydeder. Böylelikle yetişkin bir kişi olduğunda bireyin  içinde konuşan pek çok ses duyma olasılığı yüksek olacaktır. Süreçte bu sesler birbirine paralel sesler olabildiği gibi birbirinin tam zıddı sesler de olabilmektedir. Çok basit bir şekilde bir kıyafet seçiminde bile kişi böylelikle bir tercih yapamamakta, yiyeceği yemekten seçeceği hayat arkadaşına kadar uzanan bir kararsızlık yumağının içinde dönüp dolaşıp durmaktadır.

Yetişkinlere psikoterapi yaparken onların çocuk taraflarıyla konuştuğumu her zaman aklımda tutarım. Yetişkin bir kişi terapiye geldiğinde yeterince derinleşmişse çocuksu ve basit konuşmalar başlar. Benim için çocuklar her zaman bir yol gösterici, oyunlarıysa yetişkinlerle oynayacağımız psikoterapi oyunlarında bir rehber niteliği taşımıştır.

Çocuklar seansa ilk geldiklerinde çoğu zaman tedirgin ve ne olacağından habersiz sizi izlerler. Bazıları çok çabuk ilişki kurup hemen odayı ve oyuncakları keşfe başlarken, bazıları önce sizi sonra odayı keşfetmeye çalışır. İlk seanslarda oyununa sizi hemen dahil eder bazı çocuklar, bazıları size güvendikten sonra sizinle oynamayı tercih ederler. Yetişkinler de böyledir. Terapiye ilk kez gelen bir danışan bazen çok tedirgin, sizin duygularınızla çok fazla ilgilenip sizi keşfetmeye çalışırken, bazı danışanlar sizden bağımsız bir oyun kurup sizi dışarda tutmayı tercih ederler. Bazıları çok kolay ilişki kurup hızlı bir şekilde bağlanırken, bazı danışanlar aylarca size güvenip güvenmeyeceğini çek eder.

Çocuğun ihtiyacı öncelikli olarak fiziksel olarak korunaklı bir yerde olmaktır. Çocuklar kapalı yerlerde oynamayı çok sever, yetişkin bireyler de durum çok benzerdir. Yetişkin bir danışan duygusal bir sığınak ister. Terapi odası yetişkin bir danışan için oldukça iyi bir sığınaktır, Terapistin duygusal olarak danışanla kurduğu ilişkide verdiği güven duygusu danışan için çok önemlidir. Danışan terapistine ve terapi odasına güvenmek ister, tabiri caizse çocuk deyimiyle bir parça da sığınmak ister.

Çocuklar oldukları gibi kabul edilmek isterler. Burnundan akan sümüğe terapistin aldırmamasını isterler mesela, yanlış bir şey yaptığını düşündüğünde terapistin onu yanlış yaptığı şeyle kabul etmesini isterler mesela. Yetişkinler de çocuklar gibi seans odasında kendileri olmak ister. Dışarda yeterince rol yapan, gerçek kendiliğini yaşayamayan, içindeki iyi ve kötülerle kabul edilmeyen birey terapi odasında kabul edilmek ister. Yaptığı hatalarla, yanlışlarla olumlu ve olumsuz duygularla terapistinin onu kabul etmesini ister.

Çocuklar tutarlı bir terapist ister oyun odasında, terapistin söylediği ya da yaptığı davranışlarda aynı olmasını ve değişmemesini ister. Yetişkinlere baktığımızda yetişkin bir danışan da kendi iç yolculuğunda tutarlı bir terapistle yol almak ister. Değişen, tepkilerini ve davranışlarını kestiremeyeceği bir terapiste iç dünyasını açmakta zorlanır çoğu zaman.

Oyun oynarken bazen başarısız olur çocuk, başarısızlığında hissettiği üzüntüye, öfkeye, hayal kırıklığına izin vermenizi ister. Bu duyguların gerçek olduğunu bilir. Her zaman başarılı olamayacağını, bazen hayal kırıklığı, bazen mutsuzluk, bazen öfke yaşayacağını birinin ona öğretmesini ister sabırla. Oyun odasında terapist çocuğun gerçek hayatla temas kurmasına da yardımcı olur. Yetişkin terapistinde de benzer durumlarla karşılaşırız çoğu zaman. Gerçeklikle yüzleştiği zaman danışan bazen çok canı yanar, bazen başarısız olur, bazen yalnız hisseder, bazen de çaresiz. Bunlar gerçek duygulardır. Gerçek hayat böyledir. Terapist danışan bunlarla yüzleştiğinde danışanın duygusunu değiştirmeye çalışmaz, danışanın duygusunu yaşamasına izin verir. Sessizce dinler ve bekler.
Çocuklar oyunun içinde bana her zaman her şeyi bilemediğimi öğretirler. Neyi nasıl yapacağımı onlar tarif ederler. Bazen gittiğim yoldan beni çevirip bu oyunda bana şunu söylemeni istiyorum derler. Çocuk bana onunla nasıl ilişki kuracağımı öğretir. Her çocuk farklı bir dünyadır, ne kadar çok çocukla oyun oynarsam oynayayım hiçbir zaman aynı oyunu ikinci bir kez tekrarladığım olmamıştır. Yetişkin terapileri de öyledir, birbirine çok benzeyen iki danışan asla seansta aynı şeyleri anlatmaz, hikayesi birebir aynı olsa bile. Her insan farklıdır, bildiğim ve bilmediğim çok şey var. Süreçte çocuklar bana öğretmeye devam edecek.